İstanbul’da Bizans Dönemi Kiliseleri

Bizans Kiliseleri

İstanbul’daki Bizans Dönemi Kiliseleri

Konstantinopolis’in ilk üç kilisesi olan Aya İrini, Ayasofya ve Havariyyun kiliselerinden hiçbiri başlangıçtaki şeklini koruyamadı. Bu sebeple, İstanbul’un erken dönem kilise mimarisi ile ilgili bilgilerimiz, ilk Hristiyan kiliseleri hakkında bildiklerimizden ibarettir. Hristiyanlığın ilk kiliseleri, bir Antik Roma yapısı olan Bazilika’dan esinlenmiştir.

Roma İmparatorluğu’nda 300 yıl boyunca yasaklanmış bir din olan Hristiyanlık, nihayet İmparator Konstantin dönemindeki Milano Fermanı (313) ile serbest kalmıştı. Zaten çok güçlü bir örgütlenmesi olan bu yeni din, devlet tarafından önü açılınca hızla yayılmaya başladı. Hristiyan nüfusun artmasıyla ibadet alanlarının kurumsal bir nitelik kazanması ihtiyacı doğmuştu. Bu da halihazırda varolan Bazilika isimli yapıların birer birer kiliseye çevrilmesine yol açtı.

Bazilika, Hristiyanlık öncesi Roma’da insanların bir araya toplanmasına imkan sağlayan dikdörtgen planlı bir yapıydı. Özünde dini amaçlarla kullanılan bir yer değildi. Hristiyanlığın yayıldığı dönemde ise bazilikalar kiliseye çevrildiği gibi, erken dönem kilise mimarisine de ilham verdiler.

İstanbul’da Bizans Dönemi Kiliseleri

Bu yazıda sözü edilen kiliselerin büyük bir çoğunluğu varlığını halen korumaktadır. Studios Manastırı ve Ayios Polieuktos Kilisesi harabe haline gelmiştir ve ziyarete açık değildir. Havariyyun Kilisesi ise tamamen yok olmuştur. Buna ek olarak, kiliseler kronolojik bir sıraya göre listelenmiştir.

  • Havariyyun Kilisesi

İmparator Konstantin, eski bir Yunan kolonisi olan Byzantion’u, Yeni Roma adıyla imparatorluğun ikinci başkenti yapmıştı. Roma imparatorları sonradan Konstantinopolis adıyla bilinecek olan bu şehirde yaşayacaktı. Yeni başkent Hipodrom, Büyük Saray, Konstantin Forumu gibi yapılarla süslendi. Buna ek olarak şehrin maneviyatını güçlendirmek amacıyla ilk kilise olan Havariyyun Kilisesi inşa edildi.

Havariyyun Kilisesi dönemin yazarlarına göre oldukça yüksek kubbeli bir bazilikadır. Çatısı bronz levhalarla süslenmiş ve altın rengindedir. İç mekanı ise tavana kadar yükselen mermer levhalar ile süslenmiştir. 532’de patlak veren Nika İsyanı‘nda yanıp kül olan kilise, Justinianus döneminde tekrar inşa edilmiştir.

Konstantin ve Justinianus gibi birçok ünlü imparatorun defnedildiği kilise maalesef bugün artık yoktur. 1204’teki Latin İstilası’nda büyük zarar görmüş ve Osmanlı döneminde ise yıkılmıştır. Kalıntılarının üzerinde Fatih Camii yükselmektedir.

  • Aya İrini Kilisesi

Byzantion henüz Roma başkenti olmamışken burada bir piskoposluk merkezi vardı. İmparator Konstantin şehri yeniden inşa ederken bu kiliseyi de genişletti. Kutsal Barış anlamına gelen Hagia Eirene adını alan kilise, İstanbul’un en eski kilisesiydi.

Nika İsyanı sırasında ateşe verilen ve harabeye dönen kilise, İmparator Justinianus tarafından yeniden inşa edildi. Justinianus‘un şaheseri Ayasofya‘ya göre çok daha sade bir planla inşa edilmişti. Ancak bu kilise de 740’ta depremde yıkıldı. Günümüzdeki yapı ikona kırıcı dönem sırasında inşa edildiği için, iç mekanında büyük bir sadelik hakimdir.

  • Studios Manastırı

Konstantinopolis’in günümüze ulaşmış en eski kilisesi Studios Manastır Kilisesi’dir. Şehirde yaşayan Romalı bir aristokrat tarafından 462 yılında inşa edilmiştir. Şehrin en önemli giriş kapısı olan Altın Kapı’ya çok yakında konumlanan bu kilise, zarif mimarisi ile antik dönemin izlerini taşır.

Korint nizamında sütunları, mozaikleri ve geometrik süslemeleri ile ünlü olan kilise, özünde Vaftizci Yahya’ya adanmış bir manastırdı. Konstantinopolis‘teki 80 adet manastır arasında en etkili olanı buydu. Başkeşişler, şehrin psikoposundan sonra en çok söz sahibi olan din adamlarıydı. Manastırın siyasi etkisi en çok 700’lü yıllarda ikona kırıcı harekete karşı durduğu dönemde hissedilmiştir.

Osmanlılar tarafından 1486’da camiye çevrilen manastır, İmrahor Camii adını aldı. Caminin yanına eklenen Tekke ile manastır geleneğini bir anlamda sürdürmüş oldu. 1766’da gerçekleşen bir depremde sağ taraftaki sütunları yıkıldı ve 1908’de çatısının da çökmesiyle kullanılamaz hale geldi. Yapıyı çevreleyen duvarlar halen ayakta olsa da, ziyarete açık değildir.

  • Ayios Polieuktos Kilisesi

Aziz Polieuktos Kilisesi’nin kalıntıları, 1960’lı yıllarda yapılan bir kazıda, Bozdoğan Kemeri’nin çok yakınında bulunmuştur. Kilisenin günümüzdeki hali bir harabeden farksız olsa da, bir sonraki başlıkta işleyeceğimiz Sergius ve Bacchus Kilisesi’nin tarihine ışık tutmaktadır.

Kiliseyi inşa ettiren Anicia Juliana, Romalı aristokrat bir kadındır. Babası Olybrius, kısa bir süre de olsa Batı Roma İmparatoru olmuştur. Oğlu Doğu Roma İmparatoru Anastasius‘un kızı ile evlidir ve bir sonraki imparator olması beklenmektedir. Ancak İmparator Anastasius öldüğünde, hiçbir eğitimi olmayan muhafız birliği komutanı Justin imparator olur. İleri yaşlarda olan Justin, kendisinden sonra tahta geçmesi için evlatlık oğlu Justinianus‘u sezar ilan eder.

Okuma yazma bilmeyen Justin ve bir dansçı ile evli olan Justinianus‘un tahtı işgal etmesi, soylu bir aileden gelen Juliana‘yı adeta çileden çıkartmıştır. Bu olayları protesto etmek için görkemli bir yol seçer. Aileden gelen servetini Hristiyanlık yolunda şehit olan Polieuktos isimli bir askere adadığı kilise için harcar.

  • Sergius ve Bacchus Kilisesi

Ayios Polieuktos Kilisesi 524 ile Justinianus’un tahta çıktığı 527 yılları arasında inşa edilir. Sergius ve Bacchus Kilisesi’nin inşaatı ise Anicia Juliana’nın meydan okumasına cevap olarak 527’de başlar ve 536 yılında tamamlanır.

Justinianus, amcası Justin’in imparatorluğu sırasında önce Konsül, sonra da Sezar olur. Okuma yazma bilmeyen amcasının iktidarının perde arkasındaki gizli güçtür. Önceleri Hormisdas Sarayı’nda yaşayan Justinianus ve eşi Theodora, buraya Aziz Petrus ve Paulus‘a adanmış bir kilise inşa ederler. Ancak Justinianus imparator olduktan sonra Hormisdas Sarayı içindeki kilise ile birlikte manastıra dönüştürülür.

Anicia Juliana’nın Polieuktos‘a adanmış kilisesine karşı, yine Hristiyanlık için şehit olan iki asker Sergius ve Bacchus‘a adanmış bir kilisenin inşasına başlanır. Aristokrasinin kibrine karşılık olarak inşa edilen bu kilise, kare bir yapının içindeki sekizgen kubbesiyle Bazilika planını terk etmiştir. 1509’da Osmanlılar tarafından camiye çevrilen kilise, mimarlık tarihinde çığır açan Ayasofya’ya benzerliği sebebiyle; Küçük Ayasofya Camii adını almıştır.

  • Ayasofya

Ayasofya’nın olduğu yerdeki ilk kilisenin inşaatı, İmparator Konstantin’in oğlu II. Konstantius döneminde tamamlanmıştı. O dönemde Megale Ekklesia (Büyük Kilise) olarak anılan yapı, bazilika planlı bir kiliseydi. 4. Yüzyıl’ın sonunda Konstantinopolis Başpiskoposu Ioannis Hrisostomos, İmparatoriçe Aelia Eudoksia‘yı yaşam tarzı sebebiyle sert bir şekilde eleştirdi. Bir dizi olayın sonucunda Ioannes, şehirden sürgün edildi. Kuvvetli hitabeti ile meşhur olan din adamının yandaşları şehirde bir isyan çıkardılar. Birinci dönem Ayasofya bu kargaşa sırasında yandı ve kullanılamaz hale geldi.

İmparator II. Theodosius kiliseyi yeniden inşa ettirdi. Ancak ikinci kilise de aynı kaderi paylaştı. İmparator Justinianus’a karşı patlak veren Nika İsyanı‘nda Theodosius Ayasofyası da yanıp küle döndü. Bizans tarihinin en kudretli hükümdarlarından Justinianus, itibarını yeniden kazanmak için muhteşem bir yapı inşa etmeye karar verdi. Yeni projede dönemin en parlak mimarları olan Anthemius ve Isidoros görev aldılar. 6 yıldan kısa bir sürede dünya tarihinin en önemli yapılarından biri inşa edildi.

Ayasofya ile ilgili anlatılacak elbette çok şey var. Ancak bir liste yazısına tüm detayları sığdırmak mümkün değil. Bir mimarlık şaheseri olan Ayasofya ile ilgili detayları Ayasofya Müzesi isimli yazıdan okuyabilirsiniz.

İstanbul Bizans Dönemi Kiliseleri

istanbul bizans kiliseleri
Ayasofya
  • Konstantin Lips Manastırı

907 yılında İmparator VI. Leon’un donanma komutanı Konstantin Lips tarafından inşa edilen bir manastırdır. Kentin ortasından geçen ve Marmara Denizi’ne dökülen Lykos Deresi’nin vadisinde konumlanmıştır. Bizans İmparatorluğu’nun Orta Çağ mimarisini temsil eden en eski eserdir.

Lips Manastırı‘nın mimarisi şu ana kadar bahsettiğimiz erken dönem Hristiyanlık eserlerinden farklıdır. Bir Yunan haçı biçiminde inşa edilen kilisenin beş adet kubbesi ve dört köşeside birer şapeli vardı. Bir imparatorluk kilisesinin sunduğu geniş toplanma alanları yerine, seçkin insanların bir araya geleceği küçük bölümlere sahipti.

Önceki kiliselerde iç mekan bol ışık alacak şekilde tasarlanırken, Orta Çağ’ın etkisinin hissedildiği Lips‘te içerisi daha loş ve gizemliydi. Ayrıca kubbe mermerden yontulmuş sütunlar yerine, tuğladan örülmüş ayaklarla desteklenmişti. Böylece iç mekanın duvarlarında mozaik veya fresklerin sergileneceği daha çok alan yaratılmıştı.

13. Yüzyıl’da İmparator VIII. Michael Paleologos‘un eşi Theodora tarafından yapının güneyine bir kilise daha eklendi. Theodora bu kiliseyi Paleologos ailesinin mezar kilisesi olarak tasarlamıştı. Osmanlı döneminde camiye çevrilen kilise, Fenari İsa Camii adını aldı.

  • Myrelaion Manastırı

Romanos Lekapenos’un babası  (Theophylaktos) bir savaşta İmparator I. Basileios‘un hayatını kurtarmış ve saray muhafızlığına terfi etmişti. İmparatorun geniş topraklar bahşetmesiyle aile güçlendi. Babasının kurduğu hanedanın başına geçen Romanos, İmparator VI. Leon döneminde amiralliğe kadar yükseldi.

Kızı Helena’nın imparatorun oğlu VII. Konstantinos ile evlenmesiyle iyice güçlenen Romanos, kendisine bir saray yaptırdı. Sarayın yapıldığı yerde 42 metre çapındaki bir rotonda bulunuyordu. Rotondanın içini 80 adet sütunla dolduran ve bir sarnıca çeviren Romanos, üstünde ise kare planlı bir arazi oluşturdu. Saray bu arazinin içine inşa edilirken, yanına da bir kilise eklendi.

Myrelaion Kilisesi, rotondanın üzerinde bulunan saraya bitişik olması için, yüksek bir platformun üzerine inşa edildi. Daha önce ne amaçla kullanıldığı asla anlaşılamayan rotondanın bitişiğinde olması, kiliseye de bir özgünlük kazandırmıştır.

Lips Manastırı’ndaki Yunan haçı planı burada da görülür. Ancak Myrelaion, Lips’e göre çok daha aydınlıktır. Lips’te olduğu gibi yan kubbeleri yoktur ve tek merkezi kubbe, Yunan haçını daha belirgin hale getirmektedir.  Kilisenin 922 yılındaki inşasından itibaren Lekapenos hanedanı üyeleri buraya defnedilmiştir. Romanos Lekapenos ve iki oğlunun, VII. Konstantin ile birlikte eş imparator olduğu dönemde, hanedan gücünün doruğuna erişmiştir. Ancak ailenin düşüşü de, yükselişi kadar hızlı olmuştur.

Yapı, 1500’lü yıllarda Osmanlı idarecilerinden Mesih Paşa tarafından camiye (Bodrum Camii) çevrilmiştir. Mesih Paşa, Fatih Sultan Mehmet döneminde Topkapı Sarayı’ndaki Enderun mektebinden yetişen devşirme komutanlardan biridir. Bizans’ın köklü ailelerinden Paleologos hanedanına mensuptur.

  • Pantepoptes İsa Manastırı

Bizans İmparatorluğu’nun Makedon Hanedanı dönemindeki yükselişi, II. Basileios‘un hükümdarlık yıllarında doruğa çıktı. II. Basileios asker imparator olarak şatafatı sevmediği için, başkentte bir şey inşa ettirmemişti. Ancak onun yaptığı fetihler ve ekonomik reformlar, kendisinden sonra gelenlerin cömert davranmasına olanak sağladı.

Lips ve Myrelaion‘un inşasını takip eden 150 yıl boyunca çok önemli Bizans kiliseleri inşa edildi. Ancak hiçbiri günümüze kadar ulaşmadı. Bir buçuk asır içerisinde imparatorluğun güç merkezi, Konstantinopolis‘teki kent aristokrasisinden, Anadolu‘daki toprak zenginlerine kaymıştı. İktidara geçen Komnenos Hanedanı’ndan günümüze ulaşan en eski eser Pantepoptes (herşeyi gören) İsa Manastırı oldu.

Ünlü Bizans imparatoru I. Aleksios Komnenos‘un annesi olan Anna Dalassini tarafından inşa edilmiştir. Aleksios, dağılmakta olan imparatorluğun sınırlarını güvence altına almaya çalışırken, başkentteki yönetimi imparatoriçe ilan ettiği annesine bırakmıştır. Anna, görevini tamamladıktan sonra, Bozdoğan Kemeri’nden Haliç’e inen vadideki bu kilisede inzivaya çekilmiştir.

Kilise, stratejik konumu sebebiyle, 1204’teki Latin kuşatması sırasında İmparator V. Aleksios Dukas tarafından karargah olarak kullanılmıştır. Osmanlı döneminde Eski İmaret Camii adıyla camiye çevrilmiştir.

  • Aya Theodosia Kilisesi

Osmanlı askerlerinin 1453’te şehre girdiğinde bu kiliseyi güllerle donatılmış bir şekilde bulduğu rivayet edilir. Bu sebeple de camiye çevrildiğinde Gül Camii adını almıştır. Fener Balat turu sırasında görülecek en önemli yapılardan biridir.

Kilisenin inşa tarihi tam olarak bilinmese de, 11. Yüzyıl’ın sonunda inşa edildiği tahmin edilmektedir. Bazı tarihçilere göre İmparator I. Aleksios Komnenos‘un yeğeni Ioannes Komnenos tarafından inşa edilmiştir. Haç planlı bir yapıya sahip olan kilise, 8.60 metre çapında yayvan bir kubbeye sahiptir. Osmanlı döneminde yenilenen duvar süslemeleri, Hz. Davut Yıldızı ile dikkat çeker.

Camiye Çevrilen Bizans Kiliseleri

Aya Theodosia Kilisesi
  • Pantokrator Manastırı

Bizans toplumunun feodal bölünmüşlüğü, başkentte de kendini göstermeye başlamıştı. Güçlü aileler, yandaşları ile birlikte çeşitli semtlerde saraylar ve manastırlar kurdular. Komnenos Hanedanı’ndan itibaren, geleneksel Büyük Saray terk edildi ve Blakhernai Sarayı‘na taşınıldı. İmparatorların Havariyyun Kilisesi‘ne defnedilmesi geleneği de son buldu.

Bu akımın etkisiyle Komnenoslar, hanedan üyelerinin gömüleceği, yeraltı mezarlığına sahip bir kilise tasarladılar. Pantokrator İsa Manastırı adı verilen bu mekanda, onlarca papaz hizmet verecekti.

Pantokrator Kilisesi, birbirine bitişik üç ayrı yapıdan oluşur. 1118’de yapımına başlanan ilk kilise, Hz. İsa‘ya adanmıştı. Yanına 1136’da eklenen Hz. Meryem‘e adanmış bir kilise daha bulunur. Bu iki kilisenin tam ortasında ise Komnenosların mezar şapeli vardır.

Bu yapı topluluğu bütünlükten yoksun olsa da etkileyici bir heybete sahiptir. Pantokrator Kilisesi, imparator ailesinin mezar şapeli olma özelliğini Bizans İmparatorluğu’nun son yıllarına kadar sürdürmüştür. Buraya en son gömülen kişi, son Bizans imparatoru XI. Konstantinos Paleologos‘un annesi Helena Dragazes oldu.

Tarihi Yarımada Bizans Kiliseleri

Pantokrator Manastırı
  • Theotokos Kyriotissa Kilisesi

Kyriotissa Manastırı’nın tarihi ile ilgili çeşitli iddialar vardır. Bunun en büyük sebebi de kilisenin beş ayrı dönemde inşa edilen yapılardan meydana gelmiş olmasıdır. Bunlardan ilki kilisenin tarihinin 4. Yüzyıl’a kadar gittiğini gösteren bir hamamdır. İkincisi ise 7. Yüzyıl’a tarihlenen bir kilisedir.

Bugünkü kilisenin apsisi, İkonoklazma (726-842) döneminde inşa edilmiş bir yapıya aittir. Diakonikon 10. Yüzyıl’dan kalma iken, bir de 11. Yüzyıl’a tarihlenen şapel vardır. Tüm bu yapıları bir araya getiren ana yapı ise 12. Yüzyıl’ın sonunda Komnenos Hanedanı dönemine tarihlenir.

Kilise ile ilgili en çok dikkat çeken detay, 1204 ile 1261 yılları arasında süren Latin İşgali sırasında, Fransisken rahiplerine tahsis edilmesidir. Diakonikon bölümü, 1250 yıllarında Aziz Francesco‘nun hayatını anlatan freskolarla süslenmiştir. Osmanlı döneminde Kalenderhane Camii adıyla camiye çevrilmiştir.

  • Muhliotissa Kilisesi

VIII. Mihail Paleologos, 57 yıl boyunca Haçlıların işgalinde kalan Konstantinopolis’i geri aldığında şehir harabeye dönmüştü. Paleologos Hanedanı, şehri yeniden imar etmek gibi umutsuz bir işe giriştiler. Zira Bizans İmparatorluğu’nun bu masrafları karşılayacak gücü kalmamıştı. Blakhernai Sarayı’nda tadilat yaparak ve şehir surlarını onararak en acil işlerden başladılar. Sonrasında sıra şehirdeki Bizans kiliseleri için tadilat yapmaya gelmişti.

Bu kilisenin en dikkat çeken özelliği, Bizans döneminde inşa edilmiş olup da, camiye çevrilmeyen tek aktif kilise olmasıdır. Fetihten sonra Fatih Camii’ni inşa ettiren Fatih Sultan Mehmet, caminin Rum asıllı mimarı Atik Sinan‘ın ricası üzerine bir ferman yazmış ve kilisenin geleceğini garanti altına almıştır.

Bu kiliseyi yaptıran kişinin İmparator Mihail Paleologos‘un Moğol hanıyla evlenen kızı Maria Muhliotissa olduğu rivayet edilir. Babası tarafından Moğollara gelin verilen Maria, ünlü Moğol Kağanı Hülagü’nün oğlu Abaka Han ile evlenmiştir. 15 yıllık bir evlilikten sonra Konstantinopolis’e dönen Maria, son yıllarını bu manastırda geçirmiştir.

Kilise, Fener semtinin tepesinde Petrion adı verilen bir yerde konumlanır. Fener Balat yürüyüş turlarının en önemli durağı olan Fener Rum Patrikhanesi’ne çok yakındır. Halk dilinde Moğolların Meryemi Kilisesi olarak bilinir. Kilisenin duvarında Sultan II. Mehmed’in yazdığı ferman halen görülebilir.

  • Pammakaristos Kilisesi

Paleologos Hanedanı mensupları da, aynı Komnenoslar gibi dinsel yapılar ve manastırlar inşa etmek için birbirleriyle yarıştılar. Özünde Komnenoslar dönemine tarihlenen bir yapı olan Pammakaristos Manastırı, Latin işgali sırasında büyük zarar görmüştü. Paleologos dönemi soylularından Michael Tarchaneiotes bu kiliseyi onardı.

Michael’in ölümünden sonra, eşi Maria Dukaina kocasının onuruna kilisenin güneyine bir mezar şapeli yaptırdı. Dönemin en güzel sanat öğeleriyle süslenen Pammakaristos, harika Bizans mozaiklerine ev sahipliği yapar.

1455 ile 1586 yılları arasında Patrikhane binası olarak kullanılan yapı, Sultan III. Murad döneminde camiye çevrildi. Fethiye Camii adını alan kilisenin mezar şapeli, günümüzde Fethiye Müzesi adıyla ziyarete açıktır.

Müzeye Çevrilmiş Bizans Kiliseleri

  • Chora Kilisesi

Chora, Konstantin dönemi surlarının dışında kalan bir manastırdı. Surlar II. Theodosius döneminde genişletilince, şehir sınırları içinde kaldı. Bu eski kilise ile kesin tarihsel bulgular Komnenos Hanedanı dönemine denk gelmektedir. Günümüzdeki kilise 1077 ile 1081 arasında I. Aleksios Komnenos’un kayınvalidesi Maria Dukiana tarafından inşa edilmiştir.

Yapıyı bugünkü şöhretine kavuşturacak olan mozaiklerle süsleyen kişi Bizans başhazinedarı Thedoros Metokhites oldu. Thedoros 1315 ile 1320 yılları arasında kilisenin ana kubbesini tekrar yaptırdı. Pammakaristos’ta olduğu gibi Parekklesion adı verilen bir mezar şapeli ekledi. Son olarak da Hz. İsa ve Hz. Meryem’in hayat hikayelerini anlatan bir mozaik dizisi ekledi.

Chora İstanbul’daki Bizans kiliseleri içinde, Bizans sanatını en iyi yansıtan mekandır. Bizans döneminden miras kalan en güzel moazikleri barındırır. Osmanlı döneminde bir süre cami olarak kalan kilise, Cumhuriyet döneminde ise Kariye Müzesi adıyla müzeye çevrilmiştir.

Bizans Kiliseleri ve Mozaikleri


İstanbul’daki Bizans Kiliseleri Yazısı İçin Kaynak Eser

Bu yazıda, Prof. Stefanos Yerasimos’un, Tarih Vakfı Yurt Yayınları’ndan 2000 yılında yayımlanan İstanbul İmparatorluklar Başkenti isimli eserinden yararlanılmıştır. Söz konusu kitap, şehrin bin yıllara dayanan köklü tarihini sevdirecek ve benimsetecek bir başyapıttır ve kesinlikle tavsiye edilir.


Bizans Kiliseleri by Serhat Engul

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *